Geçen haftadan beri Almanyadaydık. Durucanın büyük halası "Buudan (Nurdan) halalarda" evden uzak ama evimizde gibi çok güzel vakitler geçirdik. Hava da, soğuk olmasına rağmen yağışı geceye bırakıp, gündüz rahat rahat dolaşmamızı sağlayarak aleyhimize işledi sağolsun...
En son 4 sene önce iki kişi olarak gitmiştik şimdi ise üç kişi olarak. Her gidişte nüfusumuz artıyor hadi bakalım :) O zaman da ne çok beğenmiştim şu ülkeyi, şimdi de aynı hisleri yaşadım. Nurdan ablaların her anlatışında hem gıpta ettim hem kendi ülkemin durumuna hırslandım ne yazık ki...Hadi kendimizden geçtim, ama çocuklarımız ya da onların çocukları , oradaki gibi gerçekten sosyal bir devletin kanatları altında güven duyarak, sağlıktan, eğitime, asayişten, adalete, politikadan, şehirciliğe, altyapıya kısacası medeniyetin getirdiği herşeye sahip olarak hakettikleri gibi yaşayabilecekler mi diye düşünmeye başladım...Kornaların hiç çalmadığı, hayatın daha sakin ve emin yaşandığı, insanların birbirlerine gülümsediği, kurallara uymamanın uyanıklık değil ayıp sayıldığı, köylünün de kentli gibi kültürel,sosyal herşeye uzanabildiği, arada uçurumların olmadığı, insanların devletine güvendiği,çalışmanın sevildiği, yarını için kara kara düşünmediği, suistimalden olabildiğince uzak, sağlıklı, nizam ve intizam ülkesiydi gördüğüm...Sonra kendi ülkeme ve o ülkenin insanlarına baktım, biz ve bizler gibiler azınlıkta kaldıkça bu işin çok zor olacağı gerçeğiyle içim parçalandı. Yazık...
Münih çok güzel bir metropoldü. Kalabalık, canlı, bir tarafta modernlik diğer tarafta bozulmasına hiç izin verilmemiş tarihi yapılar, meydanlar, yollar...Tarihi kararların alındığı bin yıllık çok gösterişli bir binada güzel bir akşam yemeği...
Würzburg...Kaleler, katedraller, yol boyu üzüm bağları ile daha romantik bir şehir sanki. Orada bir şarap evine girdik. Tadım yapılıyor, alışveriş ediliyor. Kendimize, dostlarımıza şaraplar aldık, bir de çantaya meraktan üzüm reçeli ve likörü attık...
Bayreuth'da şöyle bir alışveriş merkezi gezelim dedik. E İstanbullu olarak, bizdeki gereksiz ama yerleşmiş AVM kültüründen ötürü, gitmesek olmazdı. Özlemişiz hatta! Orada sıcacık latte macchiatolarımızı yudumladık..
Pegnitz nasıl şirin bir yer. Küçücük ama herşey var. Durucana oradan yeni ciciler de aldı halası, ben de orada ta aylardan beri güneş gözlüksüz olmaya bir son verdim çok şükür...Harika bir doğal yaşam ormanı gezintisi yaptık. Domuzlar, geyikler ortalıklarda, hava tertemiz, sırf oksijen. Geyiklere mısır verdik ellerimizle. Duru bayıldı oraya, yine gidelim yine gidelim diyip durdu. Ormanın çıkışındaki şömineli kütük evde de kahvemizi ve alman pastamızı yedik ki demeyin keyiflere...
Kaç gün Almanya'nın meşhur porselenlerini gezdik (Rosenthal ve Villeroy&Boch... kararımızı bir sonraki bahara erteledik bakalım.. olsun gezmesi bile güzeldi) , dişlerimizi yaptırdık (Ömer Ağabey'in ellerine sağlık), Nurdan ablanın her gün ayrı çeşit kahvaltıları, yemekleri ile kilo aldık, kah Durucan oraya buraya altına kaçırarak kafaları karıştırdı, kah öğünlerinde inat etti gerdi de gerdi, kah dışardayken yemek saatlerini kaçırdı, uykusuz da kaldı yeri geldi, ben tam gideceğimiz gün fena üşüttüm ama hiçbiri bu güzel ağırlamanın tadını kaçıramadı...
Duru her zaman olduğu gibi yine kalabalıkla açıldı da açıldı, iyice dillendi, şımardı, biti kanlandı, "ye ye" yok, "hadi uyu" yok...Şimdi Duru'ya İstanbul'da sıkıyönetim uygulanıyor :)))
