14 Kasım 2009 Cumartesi

Almanya

Geçen haftadan beri Almanyadaydık. Durucanın büyük halası "Buudan (Nurdan) halalarda" evden uzak ama evimizde gibi çok güzel vakitler geçirdik. Hava da, soğuk olmasına rağmen yağışı geceye bırakıp, gündüz rahat rahat dolaşmamızı sağlayarak aleyhimize işledi sağolsun...

En son 4 sene önce iki kişi olarak gitmiştik şimdi ise üç kişi olarak. Her gidişte nüfusumuz artıyor hadi bakalım :) O zaman da ne çok beğenmiştim şu ülkeyi, şimdi de aynı hisleri yaşadım. Nurdan ablaların her anlatışında hem gıpta ettim hem kendi ülkemin durumuna hırslandım ne yazık ki...Hadi kendimizden geçtim, ama çocuklarımız ya da onların çocukları , oradaki gibi gerçekten sosyal bir devletin kanatları altında güven duyarak, sağlıktan, eğitime, asayişten, adalete, politikadan, şehirciliğe, altyapıya kısacası medeniyetin getirdiği herşeye sahip olarak hakettikleri gibi yaşayabilecekler mi diye düşünmeye başladım...Kornaların hiç çalmadığı, hayatın daha sakin ve emin yaşandığı, insanların birbirlerine gülümsediği, kurallara uymamanın uyanıklık değil ayıp sayıldığı, köylünün de kentli gibi kültürel,sosyal herşeye uzanabildiği, arada uçurumların olmadığı, insanların devletine güvendiği,çalışmanın sevildiği, yarını için kara kara düşünmediği, suistimalden olabildiğince uzak, sağlıklı, nizam ve intizam ülkesiydi gördüğüm...Sonra kendi ülkeme ve o ülkenin insanlarına baktım, biz ve bizler gibiler azınlıkta kaldıkça bu işin çok zor olacağı gerçeğiyle içim parçalandı. Yazık...

Münih çok güzel bir metropoldü. Kalabalık, canlı, bir tarafta modernlik diğer tarafta bozulmasına hiç izin verilmemiş tarihi yapılar, meydanlar, yollar...Tarihi kararların alındığı bin yıllık çok gösterişli bir binada güzel bir akşam yemeği...
Würzburg...Kaleler, katedraller, yol boyu üzüm bağları ile daha romantik bir şehir sanki. Orada bir şarap evine girdik. Tadım yapılıyor, alışveriş ediliyor. Kendimize, dostlarımıza şaraplar aldık, bir de çantaya meraktan üzüm reçeli ve likörü attık...
Bayreuth'da şöyle bir alışveriş merkezi gezelim dedik. E İstanbullu olarak, bizdeki gereksiz ama yerleşmiş AVM kültüründen ötürü, gitmesek olmazdı. Özlemişiz hatta! Orada sıcacık latte macchiatolarımızı yudumladık..
Pegnitz nasıl şirin bir yer. Küçücük ama herşey var. Durucana oradan yeni ciciler de aldı halası, ben de orada ta aylardan beri güneş gözlüksüz olmaya bir son verdim çok şükür...Harika bir doğal yaşam ormanı gezintisi yaptık. Domuzlar, geyikler ortalıklarda, hava tertemiz, sırf oksijen. Geyiklere mısır verdik ellerimizle. Duru bayıldı oraya, yine gidelim yine gidelim diyip durdu. Ormanın çıkışındaki şömineli kütük evde de kahvemizi ve alman pastamızı yedik ki demeyin keyiflere...
Kaç gün Almanya'nın meşhur porselenlerini gezdik (Rosenthal ve Villeroy&Boch... kararımızı bir sonraki bahara erteledik bakalım.. olsun gezmesi bile güzeldi) , dişlerimizi yaptırdık (Ömer Ağabey'in ellerine sağlık), Nurdan ablanın her gün ayrı çeşit kahvaltıları, yemekleri ile kilo aldık, kah Durucan oraya buraya altına kaçırarak kafaları karıştırdı, kah öğünlerinde inat etti gerdi de gerdi, kah dışardayken yemek saatlerini kaçırdı, uykusuz da kaldı yeri geldi, ben tam gideceğimiz gün fena üşüttüm ama hiçbiri bu güzel ağırlamanın tadını kaçıramadı...

Duru her zaman olduğu gibi yine kalabalıkla açıldı da açıldı, iyice dillendi, şımardı, biti kanlandı, "ye ye" yok, "hadi uyu" yok...Şimdi Duru'ya İstanbul'da sıkıyönetim uygulanıyor :)))


27 Ekim 2009 Salı

:)

Yemek yapma sırasında doğranmış soğanların gözümü yaşartması ve Duru'nun bunu görmesi üzerine:
D: "Annecim neyin var?"
A: "Yok bişeyim annecim soğanlar gözümü yaşarttı"
D: "Üzülme annecim üzülme, geçer bitanem..."
A: "!"

16 Ekim 2009 Cuma

Unutulan bir kayıt...

1 sene öncesinin yazı, yıl 2008 aylardan Temmuz ,Duru 15 aylık...
Gittiğimiz tatil köyündeki ilk akşamımız...Daha birkaç saat önce gelmişiz otele. Sabah erkenden kalkıp uçaktı, transferdi derken sersemlemiş kızımın mama sandalyesindeki kıvranışları...
Kusura bakma anneciğim ama çok komik :)
video

10 Ekim 2009 Cumartesi

"Kuhla"

Bu haftasonu Durucanla ailecek Halis Kurtça Kültür Merkezi'ndeki kukla gösterisine gittik. Hem büyüklere hem küçüklere hitap eden bu gösteriden çok zevk aldım açıkçası ben. Duru da önce şaşakaldı sonra ilgiyle izledi bir saat boyunca.
Güzeldi, hoştu bir not düşeyim dedim...

05 Ekim 2009 Pazartesi

Okullu Durucan

"Şimdi okullu olduk
Sınıfları doldurduk
Sevinçliyiz hepimiz
Yaşasın okulumuz".....
Diye diye sonunda başladık. Durucanın okulu başladı. 2 saatlik oyun grubu da olsa sabahı zor eden anne ve baba bir elinde kamera bir elinde fotoğraf makinası okul yolunu tuttular.
Sınıftakiler de bizden farksızdı. 10 adet çocuğun annesi ya da babası ya da her ikisi derken ilk günümüz bağırış çağırış ve kaotik bir ortamda geçti.

Ama yine de 2 saate bir sürü aktivite sığdırıldı. Çıkışta öğretmenimiz Şirin hanım harpten çıkmış gibiydi :)

Duru kimine katıldı kimine katılmadı. Bazen sınıftan çıkmak istedi bazen en heveslilerdendi...E bir süre belki de uzun süre böyle olacak belli. Belkide bu işte yine en çok "biraz kendi başıma dinlenirim ohh" diyen çıkarcı anne yorulacak. Hayırlısı olsun bakalım, Duru mutlu olsun da...

04 Ekim 2009 Pazar

Nihayet...

Nihayet yazdı, ramazandı, bayramdı derken görüşemediğimiz Ceylin ve Duru prensesleri ve anneleri ile görüşme fırsatı yakaladık. Aslında pazar günü planları arasında yoktu, spontane oldu. Oh ne güzel oldu....


video

23 Eylül 2009 Çarşamba

Şeker bir bayram...

Düştük Kazdağları yollarına...Küçükkuyu'da otelimize yerleştik. Bir tarafta Behramkale (Assos), Yeşilyurt, Sokakağzı ; diğer tarafta Ayvalık, Cunda Adası...Hava tertemiz, ne sıcak ne soğuk mis gibiydi.
Assos'un kendi halindeki dünyasını sevdik... Yeşilyurt köyünün içine yapılan müthiş manzaralı butik otellere, turistik dükkanlara rağmen bakirliğinden, özünden hiçbirşey yitirmemiş oluşuna, köy meydanında çayımızı yudumlarken hayran kala kala baktık. Sokakağzı yerleşkesinin hayatımız boyunca rastlamadığımız güzellikteki denizinden gözümüzü alamadık. Ayvalık'ta kalabalığı yaşadık. Cunda Adası'nda balığın, mezelerin, sakızlı türk kahvesinin güzelliğini keşfettik...
Duru'yla, kocamla dağ tepe gezdik, daracık yollarda daraldık, ardından çıkan manzarayla kendimize geldik. Kah Durunun öğle yemeğini verecek yer bulamadık, kah uykusuz kaldık, kah yol uzadı uzadı, kah otel vasatın altında kaldı. Ama benim aylardır canımın çektiği kabak çiçeği dolmasını yemem, Murat'ın böylesi bir tatile kaptanlık edişi, Duru'nun zeytin ağaçlarından "top gibi" olan zeytinleri koparırkenki mutluluğu her aksiliğin üstünde kaldı...Yeni bir güç verdi, tazeledi bizi dağların havası...