Zaman ve mekan mefhumumu yitirdim şu sıralar. Beynimde zelzeleler oluyor çok sıkça ve herşey yerinden oynamış gibi, yıkılan yıkılana...Düşünmekten yorgun düştüm ama harbim hala devam ediyor.
Misafirlerim ne zaman gelmişlerdi, bayrama kaç gün önce girdik, günler günleri nasıl kovaladı ve ne ara pazartesi oldu idrak edemiyorum.
Bir babaanne ve Nurdan Hala rüzgarı geçti bayram öncesi...Şiddetli bir lodos misali, bir taraftan sıcaklığını hissettirip sukunet verirken, diğer taraftan saç baş dağıttı. Nurdan abla emeklilik işlemlerini halletmek üzere İstanbul'a gelmişti Almanya'dan, Nuran anne de hem O'nu hem bizleri görmeye gelmişti Ankara'dan. Durucuğum konuklarımızın gelişinden gayet memnun ve neşeli geçirdi günlerini elbette...Hatta kelimelere dökmese de okula bile yan çize çize gitti yavrucağız. Biz de O'nun okulda olduğu saatleri işlerimizi halletmek üzere planladık ama ne koşturmacayla...Kısacık 7 güne neler sığdırdık neler. Az zamanda çok iş diye ben buna derim. Bu arada İstanbul'da olup da yıllardır görmediğim yerlere tekrar adım atma fırsatı buldum ben de...Karaköy'den Eminönü'ne, Nişantaşı'ndan Bağdat Caddesi'ne, bir gün Bakırköy bir gün Kadıköy hem ticaret hem ziyaret hem alışveriş hepsi oldu kısacası. Oralardayken sukunet tarafını yaşadık, Duru'yu vaktinde yedirme, vaktinde okula bırakma, vaktinde alma, vaktinde yatırma konularına gelince oralarda saç baş dağıldı bende işte...Ama ne olursa olsun, aile üyelerimizin gelmesiyle evde yaşanan kalabalığa karışan Duru'nun çoşku halleri ve karşılıklı sevgi alışverişinin yarattığı hissiyat herşeye değiyor.
Misafirlerimizi yolcu ettikten sonra geleneksel bayram temizliğine start verildi...Eylül'de aramıza katılan yardımcımdan çok memnunum. Bir de misafirlerimiz varken bize yaprak sarma, börek, kısır ve turşu ile yaptığı jestten sonra daha da bir memnunum.
Evin içerisinde sabun kokuları kol geziyorken bayrama da girmiş olduk. Bu upuzun bayramda biz İstanbul'da olmayı tercih ettik. Boşalacak şehrin tadını çıkartmacalı, plansız, programsız, bavul hazırlama telaşsız, bol eşofmanlı, az gezmeli çok dinlenmeceli bir kafa tatili olsun diye arzu ettik...Gezmenin çoğu dinlenmecenin azı olsa da nihayetinde varılan sonuç, yine de kaldığımıza değdi ya önemli olan bu olsa gerek.
Biriciğim Durucuğum uykusuz başladı zaten tatile. Bir süredir okulda bir başgösterip bir yokolan gribal enfeksiyon durumu vardı ve bu durum bizim kuzumuzun alerjisini tetiklediği için bayram öncesi haftasonu öksürük ve tıksırıkla bolca bölünen uykusuz geceler geçirdik. Ama gezmekten vazgeçtik mi? Haayıırr :) Aslında iyi ki tam bu sırada bu tatil girmiş araya ve biz evde geçirmişiz bu süreci, çünkü bu sayede Duru'yu bakıma alabilme ve dinlendirebilme şansımız oldu aksi takdirde başka bir ortamda bu kadar kolay olmayabilirdi.
Velhasıl bu tatilin; cancağızım Emirgan'da iskelenin hemen karşısında yeni açılan çiçeği burnunda Taş Kahve'de pırıl pırıl güneşe ve şahane boğaza istinaden bir kahvaltı ardından gelen Bebek Parkı aktivitesi, Misina Balık'ta eş dost ile yapılan muhabbet akşamı, Pierre Loti'de çay saatleri, tekrar yaşanan Turkuazoo seferi, baba ile kızının tatil yakınlaşmacası, Zanzibar'da kahvaltı sonrası kahve keyfine eşlik eden dostlar ve uzun zamandır görüşemeyen Duru ile Defne'nin büyümüş hallerinin sımsıcak buluşması, Cihangir Demeti'nin nefis köpoğlusu ciğer tavası kötü ahtapot ızgarası, beraber geçirilen bol zamanlar uzun akşamlar mısır patlağına eşlik eden Cem Yılmaz saatleri, Nazan Hanım'a saatlik emanet edilen Duru'nun park bahçe keyfi ile paralel saatlerde anne babanın hamamı saunası buhar keyifleri ve keyfe keder geçirilen her anı güzeldi...
Ama tam son noktayı koyacakken,
Pazar akşamını erkenden karanlık eden o haber. Murat'ın yıllarca çok şey paylaştığı arkadaşı Engin'in aramızdan ayrılışı...Ama birkaç saat önce aynı çatı altında değil miydik, Murat sen kucaklaştın, arkasından kulaklarını çınlattık ya. Hiç uyku girmeyen gözler Pazar gecesini Pazartesiye bağlarken, hayatı anlamlandıran şeylerin sıralaması bir anda yer değiştiriverdi, dünyevi her ihtirasın içi boşalıverdi bir anda, hiç yüzleşmeyecekmişiz gibi görünen bu gerçeklik önümüze kocaman bir kaya olup düşüverdi...Ölüm ne kadar yakın aslında, birini gördüğünde aslında onu son görüşün olduğunu bilememek ve bilemeyecek olmak ne büyük bir acz, bir yok oluşu idrak etmek ne kadar da zor, gidenin nereye gittiğini geride kalanların yaşayacakları yalnızlığı tasvir edebilmek nasıl da ürkütücü...
Murat'la yakın çevremizden ilk ölüm haberi alışımız. O çok üzgün ben çok suskun. Engin huzur içinde olursun inşallah, ve inşallah 3 yaşındaki sana çok düşkün olan o kızın ve yeni doğan o bebeğin ve seni çok seven Tuğban ve annen ve baban yıkılmadan bu acının üstesinden gelirler...
1 yorum:
başınız sağolsun... Allah geride kalanlara sabır versin. Kızınız benim kızıma benzediği için aklıma geldikçe takip ediyorum sizi... Yazılarınızı aksatmayın, bizler merak ediyoruz... Sevgiler
Yorum Gönder